NAMIK KEMAL

Perde kapanınca, tiyatroyu dolduran seyirciler, avuçlarını patlatırcasına alkışlamaya başladılar. Oyunun yazarını görmek, onu omuzlarında taşımak istiyorlardı. Seyirciler öylesine heyecanlanmışlardı ki, salondaki alkışları yetmiyormuş gibi, gösterilere caddelerde de devam ettiler. Bütün ağızlarda bir tek isim dolaşıyordu: Namık Kemal!… Namık Kemal!…

1873 yılının güzel bir bahar günüydü. Namık Kemal’in yazdığı “Vatan yahut Silistre” piyesi, Gedikpaşa Tiyatrosu’nda ilk defa seyircilere gösterilmişti. Burası, o zamanlar İstanbul’un en önemli tiyatrosuydu. Namık Kemal’in vatan aşkını dile getiren piyesi, seyircileri çok heyecanlandırmış, taşkınlıklar yapmasına sebep olmuştu. Ama, zamanın baskıcı idaresi halkın bu gibi taşkınlıklarına göz yummuyordu. Hele vatan sevgisinin, hürriyet aşkının yaygın bir hal alması istenir şey değildi.

İşte bütün bunların sonucu olarak, ertesi günkü oyundan sonra piyes yasak edildi. Namık Kemal, bazı arkadaşlarıyla beraber tevkif edilerek Kıbrıs’ta Magosa kalesine sürüldü.

NAMIK KEMAL’İN HEYECANLI HAYAT HİKAYESİ

Yukarıda anlattıklarımız, büyük vatan şairinin heyecanlı hayat hikâyesinin sadece bir bölümüdür. Namık Kemal’in hayatı küçük yaşlarından itibaren heyecanlı ve hareketli geçmiştir.

Namık Kemal, 1840 yılında Tekirdağ’da doğdu. Annesi o sırada Tekirdağ’da görevli bulunan Abdül Latif Paşa’nın kızı Fatma Zehra Hanım, babası da Mustafa Asım Bey’dir. Annesini küçük yaşta kaybeden Namık Kemal’in çocukluk ve ilk gençlik hayatı, Abdül Latif Paşa ailesiyle beraber geçmiştir.

Abdül Latif Paşa, doğrusu torununa çok düşkün bir dedeydi. Küçük Kemal’in tahsil ve terbiyesiyle çok yakından ilgilendi. Görevi icabı kendisi yurdun birçok yerberinde çalışmak zorunda kalıyordu. Ama küçük Kemal’ini hiçbir zaman ihmal etmiyor, her gittiği yerde onun gerektiği gibi eğitim görmesini sağlıyordu. Bu arada Kemal, İstanbul’da da okula devam etti.

Namık Kemal’in 17 yaşına kadar olan hayatı dedesiyle beraber geçti. Bir ara, onunla Kars’a gitti. Dedesinin kaymakam olarak bulunduğu Kars’ta bir buçuk yıl kalan Namık burada iyi bir binici ve ciritçi oldu. Abdül Latif Paşa, Namık Kemal’e sadece o zamanların en önde gelen yabancı dili, Farsça ve Arapçayı öğretmekle kalmamış, Fransızcayı ve Fransız edebiyatını da öğretmişti. Bütün bunların sonucu olarak, dedesi Kars’taki görevinden alınıp da İstanbul’a gelince, Namık Kemal iş bulmakta güçlük çekmedi.

Namık Kemal, 17 yaşında Babıâli Tercüme Odası’na girdiği zaman, birçok da şiir yazmış bulunuyordu. Zaten küçüklüğünden beri şiire meraklıydı. İstanbul’a yerleşince şiirlerini yayınlamaya başladı. 20 yaşına gelince adı bütün memlekete yayılmış ünlü bir şairdi artık. 1862’de doğrudan doğruya gazetecilik hayatına atılması şöhretini daha da genişletti.

Büyük şairin amansız bir hürriyet aşığı olması ve bu yolda savaşması hükümetin gözünden kaçmıyordu. Onu, yakın arkadaşı Ziya Paşa ile İstanbul’dan uzaklaştırmak istediler. Namık Kemal verilen göreve gitmedi, aksine Fransa’ya gitti. Orada arkadaşlarıyla beraber “Hürriyet” gazetesini yayınladı. 1870’de İstanbul’a döndü. Burada çıkarmaya başladığı “İbret” gazetesindeki ateşli hürriyet yazıları yüzünden bir görevle Gelibolu’ya gönderildi. Çok geçmeden buradan alındı. İstanbul’a dönerek yine yazı yazmaya devam etti. 1873 yılında “Vatan yahut Silistre” piyesi yüzünden Magosa’ya sürüldü.

1876’ya kadar orada kalan şair, bu tarihte İstanbul’a dönerek önemli devlet görevlerinde bulundu. Ama, ateşli yazılarına devam ettiği için mutasarrıf (eskiden bir sancağın en büyük yönetim görevlisine derlerdi) olarak 1879’da Midilli, 1884’te Rodos, 1887’de Sakız’a gönderildi. 1888’de de 48 yaşında olduğu halde Sakız’da öldü. Mezarı Bolayır’dadır.

VATAN ŞAİRİ NAMIK KEMAL

Ölümünden bugüne kadar adı dillerden düşmeyen Namık Kemal, Vatan Şairi olarak tanınır. Daha çocuk denecek yaşta şiire başlamış ve kendini tanıtmıştı. Hürriyet savaşına girince de en büyük yardımcısı kalemi oldu. Yazdığı ateşli şiirlerle, vatandaşlarına hürriyet ve toplum sevgisini aşılıyordu. Vatan, millet, hürriyet gibi kavramları ilk olarak toplumun önüne seren, onu bu konularda düşünmeye yöneten edebiyatçımız Namık Kemal’dir. Ondan sonra bu alanda Tevfik Fikret ve Mehmet Emin gelir. Namık Kemal şiirlerinde Arapça ve Farsça kelimelere fazlaca yer vermiştir. “Vatan Kasidesi” gibi birçok şiirleri bugün zor anlaşılabilecek durumdadır. Ama bir defa anladıktan sonra, insan aynı heyecanı eksiksiz duyar.

ROMANCI VE TİYATRO YAZARI

Namık Kemal sadece şair olarak değil, romancı ve tiyatro yazarı olarak da büyük bir ün yapmış, Türk edebiyatına yenilikler getirmiştir. Gazetelere yazdığı makaleleri ise ayrı bir önem taşır.

Türk edebiyatının akışı içinde “Tanzimat Edebiyatı” diye önemli bir yer tutan çağın en büyük temsilcisi olan Namık Kemal iki roman ve birkaç piyes yazmıştır. Romanları “İntibah” ve “Cezmi”dir. Tiyatro eserlerinin başlıcaları: “Vatan yahut Silistre”, “Gülnihal”, “Akif Bey” ve “Zavallı Çocuk” tur. Bunlardan “Vatan yahut Silistre” yazılışından üç yıl sonra Rusça’ya, daha sonra başka batı dillerine çevrilmiştir.

Gazetelere yazdığı yazılar da bu vatan şairimize ayrı bir önem kazandırır. Bu yazıların en önemli tarafı Türk edebiyatı üzerinde ilgi çekici düşünceleri anlatmasıdır. Hele Avrupa’dan döndükten sonra getirdiği yeni görüşleri gençlere aşılaması, kendisinin de bu görüşlerin açısından yazılar yazması Türk edebiyatına büyük faydalar sağlamıştır.

Tarih alanında da eserler veren Namık Kemal adını yabancı ülkelerde en çok duyuran Türk yazar ve şairlerindendir. Bununla beraber hepimiz için onun en büyük ünü bir vatan ve hürriyet şairi olmasındadır.